Kamuoyunda 12. Yargı Paketi olarak anılan, Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 7589 sayılı Kanun, TBMM Genel Kurulunda kabul edilmesinin ardından Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Kanun; icra ve iflas süreçleri, idari yargılama usulleri, hâkim ve savcı yardımcılarının eğitim sistemi, dolandırıcılık suçlarına ilişkin düzenlemeler, hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) ile hukuk yargılamalarına yönelik çeşitli değişiklikler içeriyor.

· CEZA HUKUKUNDAKİ DÜZENLEMELER

- HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI (HAGB) İLİŞKİN YENİ DÜZENLEME

Yeni Yargı Paketi ile hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kurumuna ilişkin hükümler önemli ölçüde yeniden düzenlenmiştir. Buna göre, iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını ya da adli para cezasını gerektiren suçlarda, kanunda öngörülen koşulların gerçekleşmesi hâlinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecektir. Ancak, işkence, eziyet ve kamu görevlilerinin görevleri nedeniyle işledikleri kötü muamele suçları bakımından HAGB kurumunun uygulanması açıkça yasaklanmıştır.

Düzenlemenin en önemli yeniliklerinden biri, HAGB kararlarına karşı başvurulabilecek kanun yolunun değiştirilmesidir. Mevcut sistemde HAGB kararlarına karşı yalnızca itiraz kanun yolu öngörülmüş olup, bu itiraz aynı adliye çevresindeki başka bir ceza mahkemesi tarafından incelenmekteydi. Yeni düzenleme ile itiraz kanun yolu kaldırılarak, HAGB kararlarının Bölge Adliye Mahkemelerinde istinaf incelemesine tabi tutulması kabul edilmiştir. Kanunda öngörülen hâllerde ise Bölge Adliye Mahkemesi kararlarına karşı Yargıtay nezdinde temyiz kanun yoluna başvurulabilecektir. Ayrıca, Bölge Adliye Mahkemesi veya Yargıtay'ın ilk derece mahkemesi sıfatıyla HAGB kararı vermesi hâlinde de bu kararlara karşı temyiz kanun yolu açık olacaktır.

Yeni düzenleme kapsamında HAGB kurumuna ilişkin bazı esaslı hükümler de yeniden belirlenmiştir. Buna göre, hakkında HAGB kararı verilen hapis cezası ertelenemeyecek ve kısa süreli hapis cezası olsa dahi seçenek yaptırımlara çevrilemeyecektir. Sanığın mağdurun veya kamunun uğradığı zararı derhâl gidermesinin mümkün olmaması hâlinde ise mahkeme, zararın denetim süresi içerisinde aylık taksitler hâlinde ödenmesi şartıyla da HAGB kararı verebilecektir.

Öte yandan, denetim süresi boyunca dava zamanaşımı işlemeyecek; HAGB kararları ise yalnızca soruşturma ve kovuşturma mercilerinin erişimine açık, ayrı bir kayıt sisteminde muhafaza edilecektir. Böylece hem HAGB kararlarının denetiminin daha etkin bir şekilde yapılması hem de kanun yolu güvencelerinin güçlendirilmesi amaçlanmıştır.

- DOLANDIRICILIK SUÇUNDA HESAP VE IBAN KULLANDIRILMASINA İLIŞKIN YENI DÜZENLEME

12.Yargı Paketinin maddi ceza hukukuna ilişkin en önemli yeniliklerinden biri, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun dolandırıcılık suçunu düzenleyen hükümlerine eklenen ve kamuoyunda "IBAN mağdurları" olarak bilinen kişilere yönelik özel düzenlemedir. Bu kapsamda, TCK'nın 157 ve 158. maddeleri uyarınca işlenen basit veya nitelikli dolandırıcılık suçlarına iştirak eden kişilerin, iştirak fiilinin yalnızca haksız menfaat sağlama amacıyla kendisine veya üçüncü kişiye ait banka hesabını, IBAN bilgisini, banka veya kredi kartını, aracı kurum hesabını, ödeme hizmeti sağlayıcısı nezdindeki hesabı, kripto varlık hizmet sağlayıcısı nezdindeki hesabı yahut bu hesapların kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgi ve araçları başkasının kullanımına bırakmakla sınırlı kalması hâlinde, hükmolunacak cezanın yarı oranında indirileceği hüküm altına alınmıştır.

Bu düzenlemenin temel amacı, uygulamada sıklıkla karşılaşılan "hesap kiralama", "IBAN kullandırma", "kripto cüzdanı veya kripto borsa hesabı kullandırma" ya da "kart ve şifre temini" şeklindeki katmanlı dolandırıcılık organizasyonlarında, doğrudan mağdurla irtibat kurmayan, hileli senaryonun oluşturulması veya yürütülmesinde aktif rol almayan ve yalnızca hesap veya ödeme aracını kullandıran kişilerin ceza sorumluluğunu, suçun asli faillerinden ayırmaktır. Böylece kanun koyucu, iştirak dereceleri arasındaki fiilî farklılıkları gözeterek daha adil ve ölçülü bir yaptırım sisteminin oluşturulmasını amaçlamıştır.

Bununla birlikte, söz konusu düzenleme, hesabını veya ödeme aracını kullandıran herkesin otomatik olarak ceza indiriminden yararlanacağı şeklinde yorumlanmamalıdır. Kanun koyucu, indirim uygulanabilmesi için iştirak fiilinin yalnızca hesap veya ödeme aracının tahsisiyle sınırlı kalmasını aramaktadır. Bu nedenle, failin mağdurla iletişim kurması, hileli senaryonun hazırlanması veya yönlendirilmesinde görev alması, suçtan elde edilen paranın çekilmesi, transfer edilmesi veya aklanması süreçlerine aktif şekilde katılması, birden fazla hesap üzerinden sistematik para trafiğini organize etmesi, suç örgütü içerisindeki rolünün salt hesap tahsisinin ötesine geçmesi ya da suç planının hazırlanmasına, icrasına veya suçtan elde edilen menfaatin paylaşımına bilinçli ve etkili katkı sağlaması hâllerinde, söz konusu indirim uygulanmayabilecek veya iştirakin niteliğine göre daha ağır sorumluluk gündeme gelebilecektir.

Bu nedenle savunma bakımından belirleyici olan husus, yalnızca failin kastının bulunup bulunmadığı değil, aynı zamanda somut olayda iştirak katkısının yoğunluğu ve kapsamıdır. Hesap sahibinin suçtan haberdar olduğu kabul edilse dahi, fiilî katkısının yalnızca banka hesabını, IBAN bilgisini veya ödeme aracını kullandırmakla sınırlı olduğu ortaya konulabiliyorsa, TCK'nın ilgili hükmü uyarınca cezanın yarı oranında indirilmesi mümkün olacaktır. Buna karşılık, görünüşte yalnızca hesap kullandırma söz konusu olsa dahi failin suç organizasyonu içerisindeki fonksiyonel konumunun daha geniş olduğu tespit edilirse, mahkeme tarafından daha ağır bir iştirak biçimi kabul edilerek bu indirimden yararlandırılmaması mümkündür.

Öte yandan, söz konusu düzenleme yalnızca yeni açılacak davalar bakımından değil, lehe kanun ilkesinin bir gereği olarak yürürlük tarihinde derdest bulunan yargılamalar ile istinaf ve temyiz incelemesi aşamasındaki dosyalar bakımından da uygulanabilecektir. Bu kapsamda, şartların oluşması hâlinde hükmün kaldırılması veya bozulması suretiyle yeniden yargılama yapılması ve sanık lehine yeni düzenlemenin uygulanması mümkün olacaktır.

Sonuç olarak, 12. Yargı Paketi ile getirilen bu düzenleme, özellikle kamuoyunda "IBAN mağdurları" olarak anılan ve dolandırıcılık organizasyonlarında yalnızca hesap veya ödeme aracını kullandırmakla sınırlı katkıda bulunan kişilerin ceza sorumluluğunun, suçun asli failleriyle aynı düzeyde değerlendirilmesinin önüne geçmeyi amaçlayan önemli bir lehe kanun niteliği taşımaktadır. Özellikle nitelikli dolandırıcılık suçlarında öngörülen yüksek ceza miktarları dikkate alındığında, söz konusu hükmün uygulanması yargılamanın sonucu ve hükmedilecek cezanın miktarı bakımından son derece önemli sonuçlar doğurabilecek niteliktedir.

- KAÇAK SANIĞIN YARGILANMASI VE GÜVENLİK TEDBİRLERİ

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 247. maddesinde yapılan değişiklikle, kaçak sanık hakkında kovuşturmanın sürdürülebileceği açıkça düzenlenmiş; buna karşılık mahkûmiyet hükmü bakımından sanığın sorgusunun yapılmış olması şartı korunmuştur. Buna göre, daha önce sorgusu yapılmamış kaçak sanık hakkında mahkûmiyet hükmü veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemeyecektir.

Bu düzenleme, kaçaklık hâlinin ceza yargılamasının tamamen durmasına neden olmayacağını ortaya koymaktadır. Nitekim sanığın yokluğunda deliller toplanabilecek, yargılama işlemleri sürdürülebilecek ve kovuşturma devam ettirilebilecektir. Ancak sanığın daha önce sorgusunun yapılmamış olması hâlinde, aleyhine mahkûmiyet ya da ceza verilmesine yer olmadığı yönünde nihai bir hüküm kurulması mümkün olmayacaktır.

Öte yandan, yargılama sonucunda güvenlik tedbirine hükmedilmiş olması hâlinde, kaçak sanık veya müdafii savunma hakkını kullanmak istediğini bildirerek yargılamanın yenilenmesini talep edebilecektir.

Söz konusu düzenleme, özellikle müsadere kararı verilen dosyalar bakımından önem taşımaktadır. Zira sanığın yokluğunda yürütülen yargılama sonucunda güvenlik tedbirine hükmedilmişse, müdafi tarafından yapılacak yargılamanın yenilenmesi talebinin; savunma hakkının etkin şekilde kullanılmasının sağlanması, el koyma ve müsadere tedbirlerinin malvarlığı üzerindeki etkileri ile delillerin yeniden değerlendirilmesi gerekliliği temelinde gerekçelendirilmesi önem arz etmektedir.

- BEDEN MUAYENESI VE BIYOLOJIK ÖRNEK VERILERINDE SAKLAMA–İMHA

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 80. maddesinde yapılan değişiklikle, beden muayenesi ve vücuttan örnek alma işlemleri sonucunda elde edilen verilerin kaydedilmesi, muhafaza edilmesi, kullanılması ve imha edilmesine ilişkin usul ve esaslar daha ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir.

Yeni düzenlemeye göre, inceleme sonucunda elde edilen veriler kimlik bilgilerinden arındırılarak özel bir veri sistemine kaydedilecek; bunun yanında, aynı verilerin bir örneği soruşturma veya kovuşturma dosyasında delil olarak muhafaza edilmek üzere yetkili mercie gönderilecektir. Böylece veriler hem anonimleştirilmiş bir veri tabanında saklanacak hem de ilgili ceza dosyasının delil bütünlüğü içerisinde yer almaya devam edecektir.

Verilerin silinmesi ve imha edilmesine ilişkin süreç ise kararın niteliğine göre farklılaştırılmıştır. Buna göre, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara (KYOK) karşı itiraz süresinin dolması, yapılan itirazın reddedilmesi, beraat kararı veya ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin kararın kesinleşmesi hâlinde, elde edilen veriler derhâl yok edilecektir. Bunun dışındaki durumlarda ise veriler, mahkûmiyet hükmünün kesinleşmesinden itibaren yirmi yıl süreyle muhafaza edilecek; bu sürenin sonunda Cumhuriyet savcısının gözetiminde imha edilerek işlem tutanak altına alınacaktır.

- YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI İTİRAZ YETKİSİNİN GENİŞİLETİLMESİ

12.Yargı Paketi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının, Yargıtay ceza dairelerinin kararlarına karşı Ceza Genel Kuruluna itiraz süresi 1 aydan 3 aya çıkarılmıştır. Buna göre, yargı yeri belirlenmesi ve görevsizlik kararları dışında kalan kararlara karşı Başsavcı, dosyanın kendisine teslim edildiği tarihten itibaren üç ay içinde re'sen veya istem üzerine itiraz edebilecektir. Sanık lehine yapılacak itirazlarda ise herhangi bir süre sınırı uygulanmayacaktır.

· MİRAS MALLARINDA ORTAKLIĞIN SATIŞ SURETIYLE GIDERILMESINE İLİŞKİN YENİ DÜZENLEME

12. Yargı Paketi ile ortaklığın satış suretiyle giderilmesine ilişkin önemli bir değişiklik yapılmıştır. Buna göre, tüm maliklerin taşınmazı miras yoluyla edinmiş olması ve taşınmaz üzerinde mirasçılar dışında herhangi bir üçüncü kişinin mülkiyet hakkının bulunmaması hâlinde, ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmesi üzerine gerçekleştirilecek açık artırmanın ilk aşaması yalnızca malik sıfatını taşıyan mirasçılar arasında yapılacaktır. Bu usul, aynı taşınmaz bakımından yalnızca bir defaya mahsus uygulanacaktır.

Düzenleme ile miras yoluyla edinilen taşınmazların öncelikle mirasçılar arasında el değiştirmesi ve aile mülkiyetinin mümkün olduğunca korunması amaçlanmıştır. Ancak bu hükmün uygulanabilmesi için taşınmazın tamamının mirasçılara ait olması, başka bir ifadeyle mirasçılar dışında üçüncü kişilerin taşınmaz üzerinde mülkiyet hakkının bulunmaması gerekmektedir.

Öte yandan, 12. Yargı Paketi'nin Geçici 1. maddesi uyarınca söz konusu değişiklik, yürürlüğe girdiği tarihten önce ilanı yapılmış açık artırmalar hakkında uygulanmayacaktır. Buna göre, 31.07.2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren bu düzenleme, yalnızca 31.07.2026 tarihinden itibaren ilan edilecek ortaklığın satış suretiyle giderilmesine ilişkin açık artırmalar bakımından uygulanacaktır.

· MEDENİ YARGILAMA USULÜNDEKI DÜZENLEMELER

- BELİRSİZ ALACAK DAVASI KALDIRILDI

Yeni Yargı Paketi ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda önemli bir değişiklik yapılarak belirsiz alacak davasına ilişkin düzenleme yürürlükten kaldırılmıştır. Bunun yerine, alacağın yalnızca bir kısmının dava konusu edildiği hâllerde, davacıya talep sonucunu aynı dava içerisinde bir defaya mahsus olmak üzere, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırabilme imkânı tanınmıştır.

Yeni düzenlemeye göre, artırılan talep miktarı bakımından zamanaşımı da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılacaktır. Böylece davacının, yargılama sırasında talep miktarını artırması zamanaşımı yönünden herhangi bir hak kaybına neden olmayacaktır.

Söz konusu değişiklik, özellikle işçilik alacakları, tazminat davaları ve ticari alacaklardan kaynaklanan uyuşmazlıklarda uygulama açısından önemli sonuçlar doğuracaktır.

- DURUŞMALAR ARASINDAKI SÜREYE İLİŞKİN DÜZENLEME

Ceza yargılamasının makul sürede sonuçlandırılması ve yargılamaların gereksiz şekilde uzamasının önlenmesi amacıyla duruşmalar arasındaki süreye ilişkin önemli bir düzenleme de getirilmiştir. Buna göre, duruşmalar arasındaki süre kural olarak üç aydan daha uzun olamayacaktır. Bu düzenleme ile yargılamaların daha düzenli, etkin ve makul süre içerisinde yürütülmesi amaçlanmıştır.

Bununla birlikte, kanun koyucu bazı istisnai durumları da göz önünde bulundurmuştur. İşin niteliği gereği bilirkişi incelemesinin uzun sürmesi, istinabe yoluyla delil toplanması veya tahkikat işlemlerinin yürütülmesi gibi zorunlu hâllerde, hâkim gerekçesini kararda açıkça göstermek suretiyle üç aydan daha uzun bir duruşma aralığı belirleyebilecektir. Dolayısıyla, üç aylık süre mutlak nitelikte olmayıp, yalnızca somut olayın özelliklerinden kaynaklanan zorunlu sebeplerin varlığı ve bu sebeplerin gerekçeli olarak ortaya konulması hâlinde aşılabilecektir.

- BİLİRKİŞİYE BAŞVURUNUN SINIRLANDIRILMASI

Bilirkişiye başvurulması, yalnızca hâkimin genel ve hukuki bilgisiyle çözemeyeceği teknik veya özel uzmanlık gerektiren konularla sınırlandırılmıştır. Hukuki değerlendirme ve nitelendirme ise hâkimin görev alanında bırakılmış olup, bu düzenleme ile bilirkişilik kurumunun amacına uygun kullanılması ve yargılamaların gereksiz yere uzamasının önlenmesi amaçlanmıştır.

- SEGBİSTE İMZA ZORUNLULUĞUNUN KALDIRILMASI

· Yargı Paketi ile ses ve görüntü nakli yoluyla bulundukları yerden duruşmaya katılmasına karar verilen kişiler bakımından önemli bir usul düzenlemesi getirilmiştir. Buna göre, ikrar, yeminin edası, davanın geri alınmasına muvafakat, davadan feragat, davayı kabul ve sulh olma hâlleri dışında, elle atılan imzaya ilişkin hükümler uygulanmayacaktır. Bu madde 31 Ekim 2026 (yayımdan 3 ay sonra) yürürlüğe girmektedir.

· FAİZ VE TAZMINATA İLİŞKİN DÜZENLEMELER

- KANUNİ FAİZ ORANI MERKEZ BANKASI VERİLERİNE BAĞLANDI

Yargı Paketi ile kanuni faize ilişkin önemli bir değişiklik yapılmıştır. Buna göre, kanuni faiz uygulamasında sabit oran esasından vazgeçilerek, faiz oranının Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından belirlenen reeskont oranına bağlı olarak değişken bir yapıya kavuşturulması öngörülmüştür.

Yeni düzenleme uyarınca, sözleşmede faiz oranının kararlaştırılmadığı hâllerde uygulanacak kanuni faiz; Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın bir önceki yılın 31 Aralık tarihinde kısa vadeli kredi işlemleri için uyguladığı reeskont oranının yüzde 80'i esas alınarak hesaplanacaktır. Ancak reeskont oranının, yılın ilk yarısında 30 Haziran tarihi itibarıyla önceki yılın 31 Aralık tarihindeki orana göre 5 puan veya daha fazla değişmesi hâlinde, yılın ikinci yarısında 30 Haziran tarihinde geçerli olan oran dikkate alınacaktır.

Bu düzenleme ile kanuni faiz oranının ekonomik koşullara daha duyarlı hâle getirilmesi amaçlanırken, özellikle ticari alacak davaları, tazminat hesaplamaları ve alacak-borç ilişkileri bakımından önemli sonuçlar doğurması beklenmektedir.

- DESTEKTEN YOKSUNLUK TAZMİNATINDA FAİZ GÜVENCESİ

12. Yargı Paketi ile çalışma gücünün azalması veya tamamen yitirilmesinden kaynaklanan maddi zararlar ile destekten yoksun kalma tazminatlarına ilişkin faiz başlangıcı ve kısmi ödemelerin mahsubu konusunda uygulamada yaşanan tereddütleri gidermeye yönelik önemli düzenlemeler yapılmıştır.

Yeni düzenlemeye göre, çalışma gücünün azalması ya da yitirilmesi nedeniyle uğranılan zararlar ile ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin talep ettiği tazminatlarda, zarar görenin veya desteğin kazancının bilindiği döneme ilişkin hesaplanan tazminat tutarına, haksız fiilin veya zarara neden olan olayın meydana geldiği tarihten itibaren kanuni faiz uygulanacaktır. Buna karşılık, zarar görenin ya da desteğin kazancının bilinemediği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarı bakımından ise kanuni faiz, karar tarihinden itibaren işletilecektir.

Bu düzenleme ile geçmiş döneme ilişkin somut olarak hesaplanabilen zararlar ile geleceğe yönelik varsayımsal nitelik taşıyan zararlar arasında ayrım yapılmış; böylece hem zarar görenin gerçek zararının karşılanması hem de faiz uygulamasında hakkaniyetin sağlanması amaçlanmıştır.

Öte yandan, çalışma gücü kaybı veya destekten yoksun kalma nedeniyle açılan tazminat davalarında, davalı tarafından zarar görene veya hak sahiplerine, ifa amacıyla tahkikat aşaması başlayıncaya kadar yapılan ödemelerin nasıl mahsup edileceği de açık bir hükme bağlanmıştır. Buna göre, bu kapsamda yapılan ödemeler, ödeme tarihindeki ekonomik koşullar dikkate alınarak belirlenecek tazminat miktarından oransal mahsup yöntemiyle indirilecektir. Böylece, enflasyon ve paranın zaman içerisindeki değer değişimi gözetilerek hem zarar görenin eksik tazmin edilmesinin hem de sorumlunun mükerrer ödeme yapmasının önüne geçilmesi hedeflenmiştir.