Gezi parkında başlayan ve kısa sürede ülkemizin değişik illerine kadar uzanıp yaşananları sanırım çok iyi biliyorsunuz.
      Bu bana göre Gençliğin haykırışı, uyanışı idi.
      Her ne kadar yanına İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ile Emniyet Müdürünü alan Vali, ‘Biz bunları biliyoruz ve tanıyoruz. Malum kişiler, gruplar!’ demesine bakmayın siz. Bu gençlik sosyal ortamda bir anda nasıl kenetlenip bir çırpıda neler yapabileceklerine ulusça şahit olduk.
      O bilinen ve malum çocuklar bir gün önce gaz yerken, bir gün sonrasında ise ellerinde süpürgeler, poşetlerle Taksim ve Gezi parkını temizleyip, tertemiz bir hale getirdiler.
       Gençliğin bu çıkışı bana Doğu ve Güneydoğu bölgesinde hâkim olan ve birkaç ağa haricinde kimsenin istemediği ve tasvip etmediği ‘Feodalizmi’ hatırlattı.
        Daha düne kadar kendi ovasında, bölgesinde, çevresinde sözü geçen ağa ne yapardı?
        Himayesindekilere ‘şu böyle olacak!’ dediğinde hemen olurdu.
        Ağa yine ‘Şu partiye hepiniz oy vereceksiniz!’ dediğinde de kimse itiraz etmez Ağa’nın istediği tarafa oylar istenmese de verilirdi.
       Çünkü Feodalizm böyle emrederdi.
       Ama yıllar sonrasında o köylerden, o topraklardan yüksek okul okumak için çok daha büyük kentlere giden kızlı, erkekli çocuklar yıllar sonrasında eve döndüklerinde artık Feodalizmin gücünde yeller esmeye başlamıştı.
      Neden?
      Okumak için başka büyük kentlere giden gençler birileri karşısında eğinilinmemesi gerektiğini, birileri istiyor ve cebini dolduracak diye istediği siyasi partiye oy verişmesinin insanlık onuru adına yanlış olduğunu ve buna benzer çok daha antidemokratik duruşlara karşın mücadele verilmesi halinde kazananın toplum ve demokrasi olduğunu çok iyi öğrendiler.
      Bu gençler son Mahalli ve Genel seçimlerinde yer yer duruşları ile Ağalara karşı tepkileri ve mücadeleleri ile ispatladılar.
      İşte İstanbul gezi parkında yaşananlar ve daha sonrasında ortaya çıkanlarda günümüzde Gençliğin ne denli bir güç olabileceğini herkese göstermiş oldular.
      Gelelim yazımın başlığına…
      Polisin ne suçu olabilir ki? Konusuna.
      Gezi parkında yaşananlar ve orantısız güç kullanımı ne yalan söyleyeyim beni de sizleri de çok rahatsız etmiştir.
      Bir gün önce hiç tanımadığım ve devriye görevini yapan fakat bir noktada geçici olarak durmakta olan bir polis aracına yaklaştım ve hiç tanımadığım o polis arkadaşa yaklaşarak ilk önce kendimi tanıttım. Selamlaştık. Toklaştık ve doğrudan o polis memuru arkadaşa ‘daha önceleri vatandaş POLİS İMDAT! Diye seslenir ve yardım isterken şimdi aynı vatandaş İMDAT! POLİS diyerek kaçar oldu. Polis neden bu denli sert?’ diye sordum.
       O Polis memuru arkadaş tüm içtenliği ile ‘Biz emir kulu insanlarız. Aldığımız emri uygulamak zorundayız. Verilen sözlü emri dahi sorgulayamayız. Oradaki arkadaşlarda aldıkları emirleri aynen uygulamışlardır. Ama şunu söyleyeyim ben şahsen Taksim’dek Gezi parkının aynen kalmasından yanayım. İnanın oradaki arkadaşlarımız da bu görüştedirler’
        Durum böyle.
        Polis emir kuludur.
        Dur derler DURUR!
        Vur derlerse VURUR!
        Kaç derlerse KAÇAR!
        Gör derlerse GÖRÜR!
        Görünmez ol denirse de GÖRÜNMEZ olur.
         Bana göre orada yaşananların sorumlularını gerçekten görmek istiyor iseniz resme ve hiyerarşik düzene doğru bakmakta fayda var.
          Nedir bu?
          Başbakan, İçişleri Bakanı, Bakanlık Müsteşarı, Emniyet Genel Müdürü, İl Valisi, İl Emniyet Müdürü ve POLİSLER!
          Askerimizi gibi Polisimizde bizim hep göz bebeğimizdir. Her şeye rağmen öyle de kalmaya devam edecek. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Çünkü onlar emir kullarıdır. Vali ve Emniyet Müdürünün de emir kulları olduğunun da altını çizmekte fayda var.
 
          Yeniden buluşmak dileği ile…