Öne Çıkanlar Haliliye 585 Bin Maskeyi Halka Ulaştırdı 2019 Yılının İlk 7 Ayında 2 Milyon Kişi Ziyaret Etti Urfalı Başkan İle Mersinliler Eğlendi Türk Hava Yolları Çok Sayıda Personel Arıyor! İşte Şartlar Urfada silah kaçakçılığı operasyonu: 4 gözaltı

Bu haber kez okundu.

Hocam biz seni Urfa çok sevdik
Şanlıurfa-Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi’nde uzun yıllar Çocuk Sağlığı ve  Hastalıkları Bölümü Anabilim Dalı Başkanı  görev yaptıktan sonra emekli olup Antalya'ya yerleşen Prof. Dr. Himmet Karazeybek kansere yenik düştü. Öncekigece 64 yaşında vefat eden Prof.Dr.Karazeybek'in taziyesi doğduğu yer olan Denizli'nin Çal ilçesinde yapılıyor. Prof.Dr.Karazeybek, şiire ve edebiyata olan tutkusuyla da tanınıyor.  Himmet hocanın bu şiiri hafızalardan kolay kolay silinmeyecek:  Prof. Dr. Akif  Himmet KARAZEYBEK, 1949 yılı Kasım ayının ilk perşembesinde, Denizli ilinin Çal ilçesine bağlı Hançalar kasabasında, Karazeybek Mustafa Çavuş'un altıncı oğlu olarak doğdu. Doğum tarihinin resmi kayıtlardaki 20 Aralık 1948 değil de 6 Kasım1949 olduğunu yıllar sonra öğrenebildi. Sahip olduğu nüfus cüzdanı bile ölen ağabeyinindi. Gür ağlaması, Denizli horozlarının "günaydın" ötüşlerine karışıyordu. Bu davudi ses, dershanelerde,radyo ve televizyonlarda, şiir şölenlerinde, dost meclislerinde uzun yıllar duyulacaktı artık... Kendisinden evvel doğan beş erkek kardeşinin ömürleri hep kısa olmuştu.1950'li yıllarda  üç bin nüfuslu bir kasaba olan Hançalar'da kışlar soğuk mu soğuktur. Soğuk denmez, kışın adı "ayaz”dır  buralarda... Ege'nin İç Anadolu kapısı olan Çal, yazın bağlarla yeşil, kışın karlarla beyazdır. Mustafa Çavuş, buğday, bamya , tütün ve bağcılıkla geçimini sağlayan bir çiftçidir o yıllarda. Peş peşe doğan erkek çocukları, beş-altı aylıkken, ateşli öksürüklü hastalıklarla vefat ediyordu. Bebek Himmet de, 6-7 aylıkken yakalandığı "zatürre" tedavisi için Çökelez Dağı yamaçlarındaki  ilçeye, her gün 10 km. yol kat ederek, at sırtında getirilip götürülür. O yıllarda kendisini, yeni bulunan bir antibiyotikle; "penisilin" ile tedavi eden hekim Dr. Nazmi Kucur'dur. Halk, ona "Kara Doktor" ismini vermiştir. Kendisinden önceki beş erkek kardeşinin, ölümle biten kaderlerinin sebebini ancak yıllar sonra, 27 yaşında, Almanya'da asistan doktor iken  öğrenebildi. Daha ziyade erkek çocukların kaderi olan bu erken ölümler, tıpta “İmmün Yetmezlik" adı verilen ve vücudun mikroplara karşı savunma yetersizliği ile ilgili doğuştan bir hastalığın sonucu idi. Dr. Alexander Fleming'in 1945 yılında bulduğu Penisilin, antibiyotik olarak tedaviye girmiş ve ilk uygulamalar 1947-1948 yıllarında Türkiye'de de başlamıştır. Bu ilklere "Himmet Çocuğun Zatürre Tedavisi" de dahil oldu...  "Kara Doktor" bu küçük ilçenin efsaneleşmiş "Lokman Hekimi"dir. Dayıların, teyzelerin,amcaların,"Kara Doktor"lu anılarını, gün-saat, bütün detaylarıyla , yüzlerce defa dinlemiştir. Üzüm sergilerinde, bağ bozumlarında,tütün tarlalarında "Kara Doktor ",hep anlatıla gelmiş ise de Dr. Karazeybek ile Dr. Kucur, meslektaş olarak hiç tanışamadılar... Dr..Nazmi Bey,on yıldan fazla derman dağıttığı ilçeden 1960'lı yıllarda ayrılmış. 27 mayıs 1960 ihtilâlini takip eden yıllar, "Yassı Ada" ve " Kara Doktor " hikâyelerinin birbirine karıştığı yıllar olmuştu. Hançalar İlkokulu'nu 1962 yılında bitirdiğinde," Kara Doktor kimliğini" çoktan benimsemiş, "hekim" olmaya çoktan karar vermişti... 13 yaşında, biraz gecikmeli olarak, ilkokul bitti...Anadolu Lisesi sınavlarınagirmedi, zira Anadolu'da,  henüz"Anadolu Liseleri" yoktu. Devlet parasız yatılı sınavlarını,o zamanki ismiyle;"Leyl-i Meccane"yi kazanarak  Aydın Lisesi'nde orta öğrenime başladı.... Doğduğu kasabanın halkı 1940'lı yıllardan itibaren "diş teknisyenliği"ni geleneksel bir meslek olarak öğrenmişler ve bu meslek babadan oğula 2000'li yıllara kadar devam etmişti. Babası Mustafa Zeybek Aydın-Çine'de beş yıl kadar dişçilik yapmış ve ilkokulun üç yılı Çine çayı manzaralı, Atatürk İlkokulunda geçmişti.  Dayısı Osman Çelik de 1960'lı yıllarda Aydın'da dişçilik yapıyordu. Aydın, yazı ve şiirlerin ilk kaleme alındığı, ilk aşkın yaşandığı yerdir. O zamanlar özel radyolar yoktur ama  fizik öğretmeninin kurduğu, bir yerel ''Lise  Radyosu'' vardır.İlk  şiir ve edebiyat  programını Aydın'da yapmıştır.. “68 Kuşağı”'nı yaşamış fakat ömür boyu içine sindirememiştir.... Türkiye'nin de dünyanın da bütün sorunlarına çare olacak çözümleri, yalnızca gençler üretiyor, mikrofona da sokağa da yine gençler taşıyordu... Heyecanlı tartışmalar, çözüm sanılan "boykotlar" ve"grevler", 365 günün yarısını dolduruyordu. 1968-1975 yıllarında, zamanın başbakanı Süleyman Demirel'in, "yürümekle  yollar aşınmaz" dediği hareketli yıllarda, Hacettepe Üniversitesi'nde öğrenciydi. YÖK henüz yoktur ama Hacettepe Üniversitesi rektörü,daha sonra YÖK kurucusu ve başkanı olarak isim yapan ve üniversitelerin Anadolu'ya dağılmasında “unutulmaz” emeği olan Prof. Dr. İhsan Doğramacı'dır... Yıllar sonra 9 Kasım 2002 tarihinde,Ankara'da Bilkent Üniversitesi'nde yapılan “Milli Pediatri “Genel Kurulundaki sohbette, “Hoca Bey” Sayın Prof. Dr. Doğramacı'nın elini öperken “68-Kuşağı” olarak kendisine karşı yaptıkları öğrenci boykotlarının hata olduğunu itiraf edip özür dileyecektir... Devrimci liderlerin, reformcu padişahların, yaratıcı bilim adamlarının değerini ancak öldükten sonra anlayıp takdir etmek, sıra dışı yaşamları ve fikirleri “katli vaciptir” ile yok etmek,tarih boyu inatla tekrarlanan hatalarımızdan birisi,hem de en kanlısı... Ziya Gökalp'in" Türkçülüğün Esasları" kitabı ile daha lise yıllarında tanıştı, "Dokuz Işık Teorisini" de Ankara'da Hukuk Fakültesinin büyük salonlarında Başbuğ Alpaslan Türkeş'ten dinlemişti. Dev Genç-Ülkücü kavgasının, sosyalizm-milliyetçilik mücadelesi şeklinde bütün Türkiye'yi kana buladığı yıllardı. Ziraat Fakültesine solcuların, Ortadoğu Teknik Üniversitesi'ne de sağcıların giremediği, kan ve kin dolu günleri yaşadı. İstanbul'daki birinci köprüyü, 1973 yılında hizmete açılan "Boğaz Köprüsü"nü, "bu köprüden kapitalistler geçecek, istemiyoruz" diye boykot yapan öğrencilerdendi... Üniversite bitince, bir kısmı yurt dışında, bir çoğu Anadolu'da göreve başladıklarında, boykotlarla harcanan zamana ve çatışmalarda akan "kardeş kanı"na üzülmek ortak paydaları olmuştu.”12 Eylül 1980” sonrası, bu  "kan ve kin" dolu yılların muhasebe dönemidir. Sosyal konulara merakından olacak, 1972 yılında, Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi'nin "Kamu Yönetimi" bölümüne de kayıt yaptırdı. Fakat 1978 yılında aldığı İktisat diplomasını meslek hayatında hiç kullanmadı. Avrupa, özellikle "gurbetçi diyarı" Almanya ile tanışması 1973 yılı yazına rastlar. İnsanların, özel ve mesleki yaşamlarının birbirinden bağımsız olması gerektiğini ve lüzumsuz sandığı üç şeritli otoyolların, okullardan daha öncelikli olduğunu orada öğrendi. Bir aylık öğrenci bursu ile gittiği Almanya'dan Volkwagen marka kaplumbağa ile dönmüş olması Hacettepe'de yılın olayı oldu. İlk arabasını, geceleri sağlık memuru statüsünde çalışarak kazandığı parayla almış ve sınıfta arabası olan üçüncü kişi olmuştu. Almanya ile tanışması, bitmeyen bir yolculuğunda başlangıcı oldu. Binlerce kilometrelik “otoyollar”, daha sonraki yıllarda da “uçaklar”, hayatının bir parçası oluverdi... Birçok şiirin ve bazı denemelerin ilk satırları o uzun yolculuklarda ilhamlaştı... "Gözlerinden daha mavi gökyüzünde uçuyorum/Dizlerine kapanmıyor senden artık kaçıyorum" bir Düsseldorf gündüz uçuşunda, bulutların üstündeki o tek ton mavilikte yazıldı ve İsmail Ötenkaya tarafından da 1998 yılında, THY çalışanları için  bestelendi Tıp diploması, 30.6.1975 tarihlidir.Buldan Belediye Tabipliği ise ilk görev yeri... 1975'in son aylarında Almanya'da Offenburg şehri yakınlarındaki Nordrach-Nöroloji ve Psikiyatri kliniğinde asistanlığa başladı. Kara ormanlar (Schwarzwald)daki bu küçük klinikte ormanın güzelliği ile alkolün çirkinliğini aynı anda yaşadı… Ardından 1976 yılının hemen tamamı, Tuna Nehri kenarındaki Ehingen (Donau) hastanesinde dahiliye asistanlığıyla geçti. Psikiyatri ve Dahiliye deneyimleri onu mesleki açıdan tatmin etmemişti. 1976 yılı sonlarında, Almanya'nın Karadeniz Bölgesi kabul edilen, fıkralarıyla da Karadeniz'i anımsatan Emden'de çocuk hastalıkları ihtisasına başladı. Ardından 4 yılı aşkın bir süre  Dortmund'da yaşadı. Türk işçilerinin en yoğun bulunduğu bu maden ve kömür kenti, şairin hayatında derin izler bırakmıştır. Almanya dönüşü bile, bu şehri hemen her yıl ziyaret etmeyi alışkanlık haline getirmişti. Türkiye'de Almanya'yı, Almanya'da ise Anadolu'nun köy kahvelerindeki, “sohbet ve muhabbeti” özleme çelişkisini yaşıyordu. “Alamancı” şiiri bir Dortmund ilhamıdır ve “Arkadaşım” isimli ilk kitabında “Sevdalanmışım Vatana” adıyla yer alacaktır.'' Arkadaşım''daki, ''Memleketim'' ve ''Tel Örgüleri'' Almanya'da, ''Apaydınlar Aranıyor'' 12-Eylül sonrasında, ''Cesur Bebekler'' ile ''Şoför Amca'' hastanelerimizin acil servislerinde, ''Asker Mektubu'' ile ''Mehmedim'' 1995 Türkiyesi'nin terör yıllarında yazılmıştır.. İlk kitaptaki ''Hürriyet'', ''Bir Daha'' ve ''Yasaklayın'' şiirleri ile ''Ben Seni Urfa'da Sevdim'' isimli bu ikinci kitaptaki ''Çocuklar ve Büyükler'' şiirlerinde vurgulanan ise hoşgörü eksikliği ve hazmedilmemiş demokrasimizdir...'' Şinasi Bey”in mısralarında ise, sürgünlerde, emeklilik doldurmaya gün sayan kamu emekçilerimizin, ”memurların” hayatı anlatılmıştır.. Öteki şiirleri,gönül penceresinden sevgi damlacıkları sayılır. O pencereler çoktan kırılmış, damlacıklarsa çoktan buharlaşmıştır. Şairin, ”sevgi damlacıkları” dediği şiirlerinin çoğu, hayal ürünüdür. O hayalleri ve o hayallerin gerçek olan bazılarını, elbette sizler de yaşıyorsunuz da yazmak istemiyorsunuzdur. Yurda dönüşü, “12-Eylül” ihtilali sonrasına rastlar. Hekimlere, “zorunlu hizmet” konulmuş, İzmir-Dr.Behçet Uz Çocuk Hastanesinde geçen, altı aylık “asistanlık” ve “uzmanlık sınavı” sonrası, Balıkesir-Gönen'e atanmıştır. Sonradan akademisyenliğe niyetlenen Dr. Karazeybek, 1985 yılında, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde, “yardımcı doçent” ünvanı ile öğretim üyeliğine başlar... Almanya yıllarının Edirne ve Kapıkule'si, şimdi mekan olmuştur. Bir yandan da Almanya'ya gidip gelmeye devam eder. Şeker hastalığı ve insülin tedavisi ile ilgili çalışmaları, ona doçentlik yolunu da açmıştı. Trakya Üniversitesi'nden isteyerek ayrılmadı..? Edirne hikâyesi şimdilik kapsam dışı bırakılmıştır. 1988 yılında doçent oldu ve 1990 baharında, nisan ayının son günlerinde, Trakya'nın kiraz ağaçları tomurcuklanırken İstanbul'a göç etti. Osmanlı Devleti'nin ilk çocuk hastanesi olan “Şişli Etfal Hastanesi”ne şef muavini olarak atanmıştı ama Sağlık Bakanlığı'nda “Bulaşıcı Hastalıklar Daire Başkanlığı” yapacaktı. Bürokratlığa  hiç ısınamadı. Bu kısa Ankara görevinin, şiirsel anısı, “Süreyya” oldu. Köyden başkente, üniversite öğrencisi olarak gelen  delikanlının duygularını mısralaştıran bu şiir “ yetmişlerde” yaşanmış ama “doksanlarda” yazılmıştır. İstanbul'a çabuk döndü ve 1992 sonuna kadar Şişli Etfal'deki görevine devam etti, bu dönem şiirden çok denemelerini yazdığı “ isyan” günleridir... Bezm-i Alem Valide Sultan Vakıf  Gureba Hastanesi'nde 1992 sonlarından 2000 yılının ilk aylarına kadar klinik şefi olarak çalıştı. Orhan Veli'nin, “hiçbir şeyden çekmedi ayağındaki nasırdan çektiği kadar” mısralarındaki gibi şair de en büyük acıları, mahkemeleri, sürgünleri burada yaşadı... Bir konferansında Vakıf Gureba yıllarını anlatırken, “insanlara acıma duygum orada kayboldu” diyecektir. Bu acı dönemin tek güzel anısı, ilk şiir kitabı “Arkadaşım”ın, 1996 yılında çıkmasıydı... 1997 Diyarbakır-Elazığ sürgün günlerinde, “Şinasi Bey” yazıldı... “Gidiyorum Uzaklara'' ile “Gittiğin Yollarda Göz Yaşım Kaldı”, TRT-Türk Sanat Müziği  repertuvarına girdi... 1998 yılında  Ozan Hamza Sümer tarafından hazırlanan ilk kasetinde, kitabından seçtiği bazı şiirleri seslendirdi, bestelenmiş iki şarkıyı da Ülkü Karazeybek ve İsmail Ötenkaya okudu.  Urfa, hem şair hem de akademisyen olarak onun, cehennemin kapısından dünyaya geri dönüşüdür. Tek kelime Türkçe bilmeyen, yalnızca Arapça konuşabilen yeşil gözlü kızlarla burada tanıştı... Kürtlerin “Dağ Türkü” olmadığını, burada öğrendi ve ”Elbette Türkçe biliyorum. Çünkü benim zamanımda Atatürk vardı” diyen büyük annelerin; ”yol yok, okul yok, para yok, ilaç yok” yakınmalarını da yine burada dinledi... Akademisyenliğin de şairliğin de en olgun ve en verimli dönemini Harran'da yaşadı. Bu kitaba ismini veren “Ben Seni Urfa'da Sevdim” şiiri, her yönüyle bir Harran ilhamıdır... Kitapdaki “Utansın”, Azeri tarzda türkü olarak ve “Harran Üniversitesi” şiiri de marş olarak, Musa Kaldı tarafından yine Urfa'da bestelendi. Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi olan Prof. Dr. Karazeybek, evli ve üç çocuk babasıdır... 
 
 
  
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner24

banner49