Bir padişah bir şeyhe bir gün, ‘Benden bir şey dile’ dedi.
Şeyh cevap verdi;
‘Ey Padişah. Bana bunu söylemekten utanmıyor musun? Hele biraz daha yüksel de öyle konuş. Benim iki kölem var. Onlar çok basit kimseler oldukları halde her gün sana hükmederler. Emrederler’
Padişah bundan dolayı kızdı. Şeyhe dönerek;
‘Ey Şeyh. Bu sözün hatalı bir söz. Kim bana emredebilir. O dediğin kişiler kimlerdir, söyle!’
Şeyh gülerek cevap verdi;
‘Sana emreden kölelerimden biri kızgınlık, diğeri şehvettir’
**** *** ****
Şimdi şöyle bir çevreme baktığımda kimlerin, kaçımızın kızgınlık ve şehvetin esiri olamadığına bakıp çözmeye çalıştım.
Birçoklarımız ne yazık ki son sözümüzü ilk önceden söyler hale geldik.
Yine birçoklarımız kırmadan, kızmadan geçirdiğimiz gün bile yok.
Yarını düşünmeden ne yazık ki birçoklarının gönüllerini kırıp, onlara öfkemizi dile getirerek gönüllerini yerle bir etmekteyiz.
Ve…..Şehvet!
Yine çevreme baktığımda son zamanlarda adeta bir takım şehvetlerinin esiri olan birçok insana rahatlıkla rastlar hale geldim.
‘Nereden geldik, nereye gideceğiz!’ sözünü unutmak ile birlikte sahip oldukları bir iki parça gayrimenkul ile yine sahibi olduğu üç beş liranın esiri olan, şehvetine kapılan çooookkk insan var. Sanırım hangi konumda olursak olalım yapmamız gereken ve kendi kendimize günde birden fazla sormamız gereken ‘Ya Yarın?’ sorusuna cevap bulmaya çalışmalıyız.
Her şey gelip geçiyor.
Birçok şeyler unutulabiliniyor.
Yaralar bir şekilde sarılabiliniyor.
Ama kırdığımız kalpler! İncittiğimiz yürekler! Aşağıladığımız bakışlara, sergilediğimiz duruşlara ne demeli?
Cenab-ı Allah bizleri şehvetin, nefisin esirinden ve şerrinden korusun. Cenab-ı Allah bizleri sevdikleri kullarından eylesin. Her türlü Kibirlikten muhafaza eylesin.
Padişah ve Şeyh’in sohbetinden ders çıkartmamız temennisi ile…
Şen ve mutlu kalınız.