Son günlerde bizlere gerçekten bir haller olamaya başladı.
    Ayakların baş, başların ise ayak oldukları şu günlerde ne yazık ki toplum olarak gambazcıya, üçkâğıtçıya, şerefsize, hırsıza, namussuza sahip çıkar bir hale geldik.
    Geçen akşam bir grup dostlarla yemekteydik.
    Yemeğe bir arkadaşımızın davetlisi olarak bir iş adamı da geldi. Yemeğimizi afiyetle yedikten sonra çaylarımızı içerken bu iş adamı arkadaşlarımızın da bulunduğu ortamda bana dönerek, ‘Halil bey. Kusura bakmaz iseniz sizden birisini sormak isterim!’ dedi.
     Bende kendisine, ‘eğer tanıyor ve biliyorsam buyurun sorun. Bildiklerimi anlatırım. Ama tanımıyor isem bilemem’ dedim.
     İş adamı bana ilimizde benimle aynı meslekten olan birisini sordu. İş adamına dönerek, ‘Siz bu arkadaşı ne zamandır tanıyorsunuz? Kaç kez yemek yediniz! Kim bilir belki birlikte seyahatte etmişliğiniz bile vardır. Siz halen tanıyamadığınız bu isimin asıl nesini merak ediyorsunuz?’ diye bir soru ile merakını gidermeye çalıştım.
     Evet, her meslekte olduğu üzere ne yazık ki son dönemlerde sözde Gazetecilik adı altında daha da kötüsü Gazetecilik mesleğini kalkan olarak kullanmak sureti ile içimizde çok sayıda bu onurlu mesleğin yüz karaları oluştu.
      Ama dikkatimi çeken en önemli nokta ise toplumun en önemli konumunda, mevki ve makamda bulunan önemli noktalarda görev yapanların bu mesleğimizin yüzkarası isimlerle dirsek temasta bulunmaları.
      İşte insana asıl ağır gelen taraf ta burası zaten.
      Sen adamın ne denli üç kağıtçı, şerefsiz, namussuz, paracı, gambazcı, onun lafını sana, senden aldığını bir başkasına götüren dedikoducu olduğunu bileceksin ve bile bile lades deyip ona maddi desteklerde bulunacak sonra da ‘Halil bey bu arkadaş nasıl birisi?’ diye soru sorup aklınca işin içinden çıkacaksın….
       Bundan uzun bir süre önce bu ilde çok önemli bir konumda, görevde ve de sorumlulukta bulunan ve bugün yine çok önemli bir makamda bulunan birisi bana aynı bu şekilde dert yanmıştı.
       Hatta bundan uzun bir süre önce başta iş adamları olmak üzere ilin önemli noktasında görev yapan çeşitli kurum ve kuruluşların amirlerine bizzat dikkat çeken bir yazı yazmış ve ‘kendisini gazeteci olarak size tanıtıp ismi kim olursa olsun sizlerden haksız bir talebi olan olursa bu isimi benimle paylaşın. Birlikte üzerine gidelim ve bu kişiyi mesleğinin ahlakına uymayan hal ve hareketinden dolayı birlikte rezil edelim demiştim. Şimdi yine sesleniyorum. Hangi konumda, hangi görevde olursanız olun sizden haksız bir şeyler isteyenlere karşı dik ve onurlu durun. Bu gibilere imtiyaz tanımayın. İlgi göstermeyin. Yemeğe, toplantılara davet etmeyin, davet ondan gelse bile itibar etmeyin. Çiğ et yemeyen hiç kimsenin karnı asla ağrımaz. Açığı olmayan, dürüst çalışan, adil olan birisinin de bana göre birilerinden ‘yazarım haaaa!’, ‘söylerim haaaa!’ türünden saçmalıklarına asla prim vermeyin. Sinmeyin! Korkmayın! Şerefsizlerin şerefsizliklerini maddi destek vererek beslemeyin! İşte bunu yaparsak adam olabilme yolunda önemli bir adım atmış oluruz. Aksi takdirde başların ayak, ayaklarında baş olduğu bu günümüzde bir şekilde yaşar gideriz.
       
         Şen ve mutlu kalınız.