Hayat, insana birçok ders verir. Kimi zaman bir tebessümün içinde saklar bu dersleri, kimi zaman da bir gözyaşının derinliğinde... İnsan ise çoğu zaman yaşarken değil, yaşadıklarını geride bıraktığında fark eder gerçekleri. Belki de bu yüzden hayata yüklediğimiz anlamlar sürekli değişir; sevinirken başka, üzülürken bambaşka bir gözle bakarız dünyaya.
Ne gariptir ki insan, mutluluğun içindeyken onun sonsuza kadar süreceğini sanır. Yanında olan insanların, sahip olduğu imkânların, sağlığının, dostluklarının ve sevdiklerinin hep var olacağını düşünür. Günlük hayatın telaşı içinde en değerli hazinelerini sıradanlaştırır. Bir gün arayacağını hiç düşünmediği bir dostun sesini, her gün gördüğü bir annenin şefkatini, babasının nasihatlerini, çocuklarının kahkahalarını ya da sıradan sandığı bir günü önemsemez.
Oysa hayatın en büyük gerçeği, hiçbir şeyin sonsuza kadar bizimle kalmayacağıdır.
İnsan çoğu zaman sahip olduklarının değerini, onları kaybettiğinde anlar. Çünkü yokluk, varlığın öğretmenidir. Bir dost uzaklaştığında dostluğun kıymeti, sağlık bozulduğunda nefes almanın değeri, sevdiklerimiz aramızdan ayrıldığında onların hayatımızdaki yeri daha iyi anlaşılır. Kaybettiklerimiz, bize sahip olduklarımızın ne kadar değerli olduğunu hatırlatan sessiz öğretmenlere dönüşür.
Bugün geriye dönüp baktığımızda, keşke dediğimiz birçok anın temelinde aslında kıymet bilmemenin pişmanlığı vardır. Keşke biraz daha vakit ayırsaydım... Keşke daha çok dinleseydim... Keşke kırmak yerine sarılsaydım... Keşke sahip olduklarımın değerini zamanında anlayabilseydim...
Fakat hayatın amacı sadece pişmanlık biriktirmek değildir. Geçmişten ders çıkarabilmek, bugünü daha anlamlı yaşayabilmektir. Eğer kaybettiklerimiz bize bir şey öğretiyorsa, o da elimizde kalanların kıymetini bilmektir. Çünkü yarın neyi özleyeceğimizi, neyin yokluğunda hüzünleneceğimizi bugün bilemeyiz.
Belki de bu yüzden insan, hayatı sadece gülerken değil ağlarken de okumalıdır. Çünkü mutluluk bize yaşamayı öğretirken, hüzün bize anlamayı öğretir. Gözyaşı bazen yıllarca göremediğimiz gerçekleri birkaç dakikada gösterir. Acılar olgunlaştırır, ayrılıklar düşündürür, kayıplar ise insanın kalbinde derin bir muhasebe başlatır.
Bugün hâlâ yanımızda olan insanlara daha fazla değer vermek, dostluklarımızı korumak, ailemize zaman ayırmak ve elimizdeki nimetlerin farkında olmak zorundayız. Çünkü hayat, geriye sarılabilen bir film değildir. Geçen zaman geri gelmez, söylenmeyen sözler çoğu zaman içimizde kalır.
İnsan hayata iki anlam yükler; biri ağlarken, biri gülerken... Fakat insanın en büyük imtihanı, kaybetmeden kıymet bilmeyi öğrenebilmektir. Eğer bunu başarabilirsek, hayatın bize sunduğu en büyük hikmeti de anlamış oluruz.
Çünkü gerçek zenginlik, sahip olduklarının farkında olmaktır. Ve gerçek mutluluk, kaybetmeden önce sevebilmek, teşekkür edebilmek ve kıymet bilmektir.