80’li yıllardı.
Gazetecilik mesleğine ilk başladığım dönemdi. Güneydoğu Gazetesinde polis adliye muhabiri olarak görev yapıyordum.
Güneydoğu Gazetesinin yanı sıra kent merkezinde günlük olarak yayın yapan Hizmet ve Reha Gazeteleri de vardı. Ve tabi ki ulusal gazetelerin muhabir, temsilcilik düzeyinde çalışanları da vardı aramızda.
Mesleğe başladığım ilk gün Kemal Kapaklı, bana bu meslekte iki şeye dikkat etmem gerektiğinin altını özenle çizmiş ve adeta kulaklarıma mesleki küpe olan iki önemli nasihatte bulunmuştu.
Bunların ilki, ‘olası bir kişisel sorunumu mesleğime asla alet etmemem’ gerektiği ikincisi ise ‘Gazetecilik mesleğinde hangi noktaya, konuma gelirsem geleyim bu meslekte kendimi asla dev aynasında görmemem!’ gerektiğinin özenle altını çizdi.
30 yıla yakındır bu kentte Gazetecilik yapmakta olan birisi olarak inanın bu iki önemli nasihati hep hatırlar, attığım adımlarda bu nasihatlere hep dikkat eden birisi olmuşumdur.
Geçen gün önemli bir STK’nın üst düzey yönetimi ile öğlen yemeğindeydim. Türkiye’nin genel gidişatı, Urfa’nın sorunları ve sıkıntıları, idareciler, kanaat önderleri derken ortaya çıkan sorunlar demeti ve bugün bunlara karşı ne yazık ki seyirci kalan Gazetecilik mesleğine söz dolaşıp geldi.
Evet, Bugün Urfa’mızın günümüzde sorunlar demeti haline gelmesinde öz eleştiride bulunacak olur isek bunda biz Gazetecilerinde olumsuz duruş, habercilik ve en önemlisi menfaat çetesi gibi son günlerde yerden türer misali bizlerinde suçu olduğunu kabul etmek lazım.
Aslında bu kentte dürüstçe mesleğini yapan gerçek GAZETECİLERLE işini menfaat çetesi haline getiren sözüm ona GAZETECİLERİ birbirinden ayrı tutmakta yarar var.
Bu kentte gerçekten mesleğini onuru, şerefi ve layığı ile  yerine getirmeye çalışan, mücadele veren arkadaşlarımız olduğu üzere kendilerine TÜCCAR GAZETECİLER adını verdiğim menfaat çetesi gazetecilerde var.
Bu uyanıklar bir yandan sözüm ona gazetecilik yapmaya çalışırken aslında perdenin arka yüzünde gazetecilik gibi onurlu bir mesleği kendi art niyetlerine kurban edercesine gazetecilik forsunu kullanarak aslında tüccarlık yapanlar var elbette.
Tüccar gazetecilerin en büyük özellikleri kendileri hep bir yerlere yamalamalarıdır. Kimileri kendilerini iktidar partisine, kimileri devletin en önemli makamına, kimileri de seçilmişlerin direktiflerine kendilerini adeta kurban ederler.
Devletin en önemli noktası ya da karar organları ile sırdaşmışlar gibi izlenimler vererek kirli amellerini gerçekleştirirler.
Yemek yediğim önemli STK’nın üst düzey isimlerine ‘iddia ederim ki bu tüccar ve onursuz isimleri bilip tanıdığınız halde sizlerde bunlara bir şekilde destek olmaktasınız. Aramızdaki ve bu memlekete zarar verenlere sizlerde ne yazık ki zaman zaman çanak tutmaktasınız!’ deyip eleştirdim.
Bugün gelinen noktada onu, bunu ya da birilerini suçlamanın hiç alemi yok. Her meslek grubunda olduğu üzere Gazetecilik mesleğinde de tabi ki işini layığı ile yapan düzgün isimlerle, yanlış yapan tüccar gazeteciler vardır, olacaktır.
Aslında en önemli olan omurgasız, düzgün olmayan ve işini menfaatine kurban edenlere karşı topyekûn mücadele etmektir.
Hz. İbrahim (a.s.) ateşe atıldığında ateşi söndürmek adına su taşıyan karınca misali bu kentte bir şeyler yapabiliyor isek ne mutlu bizlere. Yapamıyor isek bizlere de yazıklar olsun.
Sonuç itibari ile sizlerden isteğim işini tüccarlık haline getiren sözde Gazeteci adı altındaki kan emici, çakal ve namussuzlara imtiyaz tanımamanızdır. Hele tehditler yaparak namussuzluk yapanlara ise hiç taviz vermeyin. Çünkü bir defadan bir şey olmaz deyip namussuzluğuna çanak tutarak canavarı ve namussuzluğa destek olmak onunla birlik olmanın aynı olduğunu asla unutmayın.
 
Yeniden buluşmak dileği ile.