Bugün sokakta, okulda, sosyal medyada ve hatta aile içinde karşılaştığımız manzara aynı soruyu sorduruyor: Bunca okumuşluk, bunca bilgi bizi neden daha iyi insanlar yapmadı? Üniversiteler çoğaldı, diplomalar arttı, kurslar ve sertifikalar hayatımızı kuşattı; fakat edep, merhamet ve sorumluluk aynı hızla çoğalmadı.
Kız çocukları için hanımefendilik artık “geri kalmışlık” gibi sunuluyor. Oysa hanımefendilik; suskunluk değil, ölçüdür; geri çekilme değil, vakardır. Sosyal medyada mahremiyetin sıradanlaştığı, dilin hoyratlaştığı bir çağda hayâ, neredeyse savunulması gereken bir değer hâline geldi. Kur’an’ın iffet ve edep çağrısı, bugünün gürültüsünde çoğu zaman duyulmaz oldu. Oysa Efendimiz’in “Hayâ imandandır” sözü, sadece bireysel bir erdemi değil, toplumsal huzurun temelini işaret ediyordu.
Erkek çocukları için ise adamlık kavramı giderek anlamını yitiriyor. Sorumluluk almayan, emeği küçümseyen, merhameti zayıflamış bir erkeklik anlayışı pompalanıyor. Gücü yüceltip vicdanı ihmal eden bu bakış açısı, aileyi de toplumu da zedeliyor. Oysa Resûlullah’ın ölçüsü nettir: “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır.” Adamlık, üniversite sıralarında değil; yükün altına girildiğinde, zayıfın yanında durulduğunda anlaşılır.
Bugün eğitim sistemimiz başarıyı sınav puanlarıyla ölçüyor; fakat ahlakı, edebi ve sorumluluğu ölçen bir skalamız yok. Gençler bilgiyle donatılıyor ama hayata hazırlanırken yalnız bırakılıyor. Sonuçta karşımıza; öfkeli, tahammülsüz, yalnız ve yönsüz bireyler çıkıyor. Kur’an okunuyor ama yaşanmıyor, sünnet biliniyor ama örnek alınmıyor. Çünkü bu değerlerin taşıyıcısı olan hanımefendilik ve beyefendilik zeminini kaybetmiş durumda.
İslam’ın inşa etmek istediği insan modeli; bilen ama kibirlenmeyen, güçlü ama zalimleşmeyen, özgür ama ölçüsünü kaybetmeyen bir insandır. Bunun yolu da yeniden terbiye merkezli bir eğitim anlayışına dönmekten geçiyor. Daha fazla diploma değil; daha fazla edep, merhamet ve hikmet gerekiyor.
Belki de bugün çocuklarımıza sormamız gereken en önemli soru şudur: “Ne olacaksın?” değil, “Nasıl bir insan olacaksın?” Çünkü edebin olmadığı yerde ne Kur’an hayata iner, ne sünnet davranışa dönüşür, ne de insanlık kendine bir yer bulur.